Yalnızca kendisine söyleneni yapmalıydı. Zaten bunu kendiside istiyordu. Ancak söylenenler yapılırsa düzelebilirdi bu kokuşmuşluk , bu kaos…
Ayın ilgisizce aydınlattığı alacakaranlık koridorda düşünerek ilerledi , ilerledi ve düşünmeye devam etti. Yıllar önce oluşuma ilk katıldığında ; bu tür bir emrin muhakkak geleceğini düşünmüştü. Bu yüzden ne zaman görev için çağrılsa soğuk kanlı olmaya çalışmıştı. İşte sonunda istenmişti.Yapması gerekeni düşünürken eli istemsizce beline , belindeki Belçika yapımı Baretta’nın soğuk kabzasına gitti. Parmakları kabzaya değince irkildi ; ama yapılması gereken bir şey vardı ve bu kesinlikle yapılmalıydı. En azından üst kademe böyle söylüyordu. Bugüne kadar ne söylenmişse yapmıştı ve yaptığı şeylerin gerekliliğinden zerre şüphesi yoktu ama bu iş farklıydı.
Silahı belinden çıkararak ilerlemeye devam etti. İlk kapı sağındaydı , duvara dayanıp gözlerinin ucuyla içeri baktı. “Burası mutfak” , diye düşündü. Son model buz dolabını görebiliyordu ortada ki pek narin masanın üzerinde bir kasede bolca meyve duruyordu. Kimsenin olmadığına emin olduktan sonra karşısında ki çalışma odası olduğunu tahmin ettiği odaya yöneldi. Aslında bu sömürücü , hain ve alçak siyasetçinin dubleks evinde sadece ikinci katın ışıkları yanmaktaydı. Ama her yeri kontrol etmeliydi sonuçta bu evden çıktığında içeride Vanlı kimse kalmamalıydı.
İçeri bir göz attı : tahta bir çalışma masası , deri koltuklar , işe yaramayan küçük bir kütüphane , masa lambası burası kesinlikle çalışma odasıydı ama içeri de kimse yoktu. Odadan çıkıp sağ tarafındaki merdivenlere baktı. Gayet lüks olan evin , merdivenleri de dış görüntüsünden geri kalmıyor , merdivenin tahta sıraları sanki her gün özenle cilalanıyormuşçasına parıl parıl parlıyordu. Bu durum onu biraz daha motive etti. Onu yönetime getiren halkı sefalet ve açlık içinde kırılırken , bu adam böyle lüks içinde , kendisi gibi lüks düşkünü , kan emici ailesiyle birlikte zenginlik ve refah içinde yaşıyordu. Elinde olsa bu haini öldürürdü ama kendisine sadece evde ki ailesinin öldürülmesi emri verilmişti. Böylece bu alçak gerçek işine daha iyi odaklanabilirdi.Bunları düşünürken istemsizce tiksintiyle gülümsedi.
Cilalı merdivenleri çıktığında her zaman sinirlendiği anlarda – ya da heyecanlanınca – terlediği gibi ellerinin terlediğini fark etti. Acaba bu insanlarla karşılaşınca nasıl davranıcaktı sahiden de hiç düşünmeden tetiği fütûrsuzca çekebilecek miydi ? Bu iş hemen bitmeliydi… “Hedefler” merdivenden çıktığını fark etmemiş olmalıydılar. En ufak bir ses yoktu. Etrafına bakındı , koridorda ki dört kapıdan sadece birinin ışığı yanıyordu , oraya doğru ilerledi.
Kapı aralıktı , sakince içeri baktı , yatak görünüyordu , gece lambası içeriye boğuk bir ışık salıvermiş sanki bu işi zorla yapıyormuş gibi odayı hafifçe aydınlatıyordu. Kapıyı evin bir ferdiymiş gibi açtı bu kadar soğukkanlı olmasına şaşırıyordu. Oda lüks bir yatak odasıydı ve yatağın yan tarafında bir kadın sırtı kapıya dönük bir şekilde namaz kılıyordu. O zaman ki kararlılığı ve soğuk kanlılığı bir anda yerini içini kor gibi kavuran bir ateşe bırakmıştı. Şimdi ne yapmalıydı ? Mantığı ve davaya olan inancı hemen ateş edip kaçmasını söylüyordu ama ya kalbi ya inancı… Onlar farklı şeyler söylüyordu ! Şimdi ne yapmalıydı ? Görev de olduğu zamanlarda olmasa bile namazını kılmaya dikkat eden bir insandı. Namaz kılan bir kadın bir insan bir Müslüman tarafından öldürülebilir miydi ? Ama ölürse de ; halk için bir kurtuluş ümidi olabilirdi…Eve kafasının bulanmaması gerekiyordu. Nihai hedef için bu insan -lar- ölmeli , ve bu şerefi de kendisi üstlenmeliydi. Silahı doğrulttu , kadın secdeye kapanmıştı , şimdi yapılabilirdi. Acaba bu sömürü yuvasında yaşamaktan başka ne yapmıştı bu kadın. Gerçi bunun bir önemi yoktu ama içinden geçirmeden edemiyordu. Aklına girmemsi gerekliydi bu fikirlerin !
Evet ! Yapılmalıydı… Yıllardır istekle , coşkuyla ve derin bir bağlılıkla hizmet ettiği hedef için kadını “iki saniye” içinde öldürmeliydi. Silahı kadının başına doğrulttu , tetiği çektikten sonra bir dakika içerisinde diğer odaları da kontrol eder ve bu boğucu yerden bir an önce çıkıp giderdi.
Parmağını tetiğe götürdü…
Kadın onu fark etmiş miydi ? Hiçbir tepki vermemişti. Acaba fark edipte namazı mı bırakmak istememişti ? Eğer öyleyse doğru olanı kim yapıyordu ?
Hayır ! Bu kadın ölmeli , öldürülmeli… Yıllar önce bu düzeni değiştirmek için yeminler etmişti. İşte fırsat elinde avcunun içinde duruyordu.
Eli sırılsıklam olmuştu. Kadını tam şu an vurabilirdi. Ama namazını bitirmesi daha uygun olurdu ; kadın namazını bitirirken , o da diğer odaları kontrol ederdi. Böylesi çok daha kolay olurdu. Er ya da geç bu kadın bu gece mutlaka ölecekti !
Tekrar koridora çıktı. Karşısına çıkan ilk kapıdan içeri girdi. Tuvaletti burası. Aynaya baktığında kısa kesilmiş kara saçları arasından yüzüne akıp giden teri gördü , hemen havluyu alıp yüzünü sildi. Bu iş beklediğinden çok daha sıkıntılıydı. Kadının bu durumu ise işi çok daha zorlaştırıyordu. Tuvaletten tekrar koridora çıktı. Diğer kapıya yöneldi. İçeri baktı , burası çocuk odasıydı besbelli , lakin odada kimsecikler yoktu. İçeri girdi , yatağın yanında ki komodinin üstünde bu lekelenmiş soyun son ferdine ait bir olan fotoğrafa baktı. Fotoğrafta ki gülümseyen yüz gerçekten midesini bulandırmıştı. Gencin yüzü ; zenginlik içinde sadece doğarak kazandığı “ yeteneği” yani babasıyla övünüp duran , babasının ehliyetsiz olduğu halde verdiği son model arabaya binip , durdurduğunda ise polisi yine babasının kuvvetiyle tehdit eden o televizyonda ki serserilerin çehresiyle tıpatıp uyuşuyordu. Çocuk burada olsaydı işi kesinlikle çok daha kolay olurdu. Odada ki gitara , yabancı müzik gruplara ait posterlere ve “ben teknolojinin son harikasıyım” diye bağıran bilgisayara tiksinerek baktıktan sonra odadan çıktı…
Aniden bir ayak sesi duydu. Doğruca hızlı adımlarla yatak odasına gitti , kadın namazına aynı bıraktığı şekilde devam ediyordu. Peki ama ses nereden gelmişti ? Yan odadan mı ? Aşağıdan mı ? Yoksa ses gerçekten var mıydı ? Bir an önce gitmeliydi… Sıkılmıştı artık , ağzı kurumuş , yutkunmakta zorlanır hale gelmişti. Son odaya doğru ilerledi. Odanın kapısını açtı ve bundan sonra bir iki saniye düşünemedi.
Burası hayatında gördüğü ya da görebileceği en şaşalı , en konforlu salondu ! Burası, sanki dışarıda on kilometre ötede ve tüm yurtta kadınların , çocukların açlıktan ölmesine , ailelerin parçalanmasına inat , döşenmiş devasa bir salondu. Altı ay önce en son televizyon seyrettiğinde reklamını görmüştü , salonun ortasında bütün heybetiyle ona doğru sırıtan bu pek fonksiyonlu televizyonu. Deri koltuklar , kristal avizeler , gümüşler , şaraplar , gözle bile ipek olduğu anlaşılan tüller , her an bir kokteyle hazırmış gibi duran “zarif” kolonlar salonda ki eşyaların sadece en göze batanlarıydı. Bunları gördükçe içindeki acıma duygusu bir bir eksiliyordu. Kadını ilk gördüğünde içinde hızlıca örülen merhamet duvarı , evi gezdikçe parça parça yıkılıyordu. Ve bu salonda kalan son tuğlayı parça parça etmişti. Zaman dolmuştu kadını şimdi öldürmeliydi. Yatak odasına doğru koştu. Kapıdan içeri girdi ve kadını baş örtüsünü çıkarmış , yatağın köşesine oturmuş , korkudan titrer halde buldu.
Silahı kadına doğrulttu , kadın ellerini tutuşturmuş yaşlı gözlerle suratına bakıyordu. Kadına tek bir söz ettirmemeliydi. Hayaliyle yıllardır yanıp tutuştuğu hedefini , kavgasını tehdit eden bu vatan hainine bir mesaj yollanmalıydı. Artık yapmaya hazırdı. Odaya girmesinden saniyeler sonra kadın tam ağzını açmış haykıracakken tetiği çekti. Silahın namlusundan çıkan ışık huzmesini sanki saatlerce izledi. Fakat o yorucu anın ardından mermi kadının alnına saplandı , kadın donup kalarak ona korkmuş biraz da şaşkın bir ifadeyle baktı ve yatağın üzerine devrildi.
Kulağı çınlıyordu ve burnunu barut kokusu doldurmuştu.Silah yüzündendi. Buradan hemen çıkmalıydı. Ne yapmıştı ? Ne olmuştu ? Hiçbir şey hatırlamak istemiyordu. Merdivenlerden koşarcasına inerken sağ gözüne barut kaçtığını fark etti , kesiliyormuş gibi yanıyordu. Önemi yoktu artık.. İçinde yıkılan merhamet duvarının yerine daha güçlü bir pişmanlık kalesi kurulmadan buradan çıkıp gitmeliydi. Koridoru geçip dış kapıya vardı. Dışarıdan araba sesleri geliyordu.Hiç düşünmeden kapıyı açıp dışarı çıktı. Soğuk rüzgâr yüzüne çarptı , barut yüzünden açamadığı gözünün acısı az da olsa azalmıştı. İleriye bakınca üç arabanın evin önünde durduğunu ve yanında bir düzüne adamın fenerlerini ona tuttuğunu fark etti.
Anlamıştı gerçeği , onlarca polisin kendisine silahını atması için bağırdığını duymamazlıktan gelirken ; Kadın , o odaları kontrol ederken kocasını ya da polisi aramıştı , ama ne fark ederdi ki artık her halikükâr da bir ölüydü. Keşke , keşke kadını ilk gördüğünde vurup gitseydi , keşke terlemeseydi , titremeseydi o kırılası eli !
Artık çok geçti. Artık polis bağırmıyordu sadece ateş ediyordu. Kendisine doğrultulan silahlardan çıkan ışıkları garip bir merakla takip etti bir yanıp bir sönüyorlardı.
Bir , iki derken bir çok kurşun girdi göğsüne saliseler içinde. Vücudunu taşıyamıyordu yere yığıldı . Kuvveti kalmamıştı hissizleşmişti hiçbir acı hissetmiyordu. Baruttan dolayı şişmiş gözünü de açarak bulutsuz gökyüzüne baktı ; ne de çok yıldız vardı ! Kulaklarında ki çınlamalar yerini sessizliğe bırakırken polislere ait olduğunu düşündüğü sesleri son kez işitti. Belki de en doğrusu bu olmuştu artık bu yorulmuş vücudun içinde boşluktan gayri hiçbir şey kalmayacaktı. Düşünürken gülümsedi.Ve bilincini bir anda kaybetti. Sonrası mı ? Sonrası karanlık…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder